SİZ HİÇ KANSER OLMA RİSKİYLE KARŞILAŞTINIZ MI?
Birkaç soruyla başlayacağım yazıma.Güne nasıl başlıyorsunuz?Sabah kalktığınızda size yaşanılacak bir 24 saat daha bağışlandığının farkına varıyor musunuz?Kendinizi bir yoklayın sağlığınız yerinde mi?Ağrısız sızısız yani güne sağlıkla uyanmanın ne kadar kıymetli bir şey olduğunu biliyor musunuz? Çünkü sağlıklıysanız her şeye gücünüz yetecek demektir.Yol mu yürünür,iş mi gidilir,ders mi çalışılır,temizlik mi yapılır.…Bunların farkında olarak bugün gülümseseniz aynaya…Kendinizi sevmekle başlasanız güne mesela…
Ben kişisel gelişimci falan değilim.Sadece hikayem var anlatacağım.Üniversitede uluslararası İlişkiler 1. Sınıf öğrencisiydim. Nisan ayıydı.Vizelerim başladı başlayacak.Ama bende bir iştahsızlık.Sonra ağrılarım başladı.Göğüs kafesimde bir ağrı.Aldığım her nefeste batma yapıyor.Eğilemiyorum ağrı saplanıyor.Sağa bakıyorum ağrı solda ağrı…Geçmek bilmeyen devamlı bir ağrı…Aldığım her nefes acı veriyordu.Aslında ilk kez olmuyordu bu yıllar önceden başlamıştı.İki üç ayda bir misafirim olurdu.Bu sefer bir hafta sürmüştü ve geçmiyordu.Üniversitemin “Mediko” denilen küçük bir sağlık birimi vardı.Oraya gittim ama vizeler öncesi olduğu için doktor rapor almak için rol yaptığımı söyledi ve sakinleştirici verip gönderdi eve.Ama benim öylesine ağrım vardı ki kıpırdayamıyordum bile.Gözyaşlarıma engel olamadım.Doktora mı kızsam rapor alma olayını suistimal eden öğrencilere mi bilemedim .Sakinleştirici içip onca saat uyuduktan sonra uyandığımda daha da kötüydüm. Gece iki acil dolaştıktan sonra ki üniversitemin hastanesine döndük.Çünkü tedavimin orda yapılması gerekiyordu. Karşıyaka Hastanesindeki doktor eğer hemen müdahale edilmezse ileride hareketlerimin çok kısıtlanabileceğini söyledi.Üniversitenin Hastanesinde de acile, ölüm kalım meselesi olmadıkça hemen almıyorlardı.En son bayılmak üzereydim ki bir doktorun koluma girip hasta bu kız hemen alalım dediğini hatırlıyorum.
Benim hastalığım “perikardit” denilen bir kalp hastalığıydı.Kalbin etrafını çeviren zarda sıvı olurmuş.Normalde vücut kendisi o sıvıyı boşaltıyormuş .Ama benimkisi biriktiği için sıkıntı yapıyormuş.Neyse O Sıvıyı iğneyle boşalttılar.Operasyon benzeri bir şey geçirdim. Tekrar birikirse diye iğneyi içimde bıraktılar Birkaç gün sonra almak şartıyla.O iğne yüzünden hareket edemiyordum.Sıvıyı boşalttılar.Ama bunun sebebini bilmek zorundaydılar. Beni yoğun bakıma alacaklardı. Kardiyoloji yoğun bakımı bilir misiniz?Havasız, yarı baygın ve genelde ölümüne ramak kalan yaşlı insanların bulunduğu yer…O an bir doktoruma bir de annemin gözlerine baktım.Yoğun bakımda durmak istemiyordum orası benim için ölüm demekti.Ben konuşmadım ama gözlerim anlatmış olmalı ki derdimi annem “kızımı buraya bırakamam” dedi.Şanslıymışım ki kardiyoloji servisinde bir oda boşalacaktı ve beni oraya aldılar.İşte o zaman benim için 21 günlük hastane süreci başladı.
Hastanede nasıl dua edilir bilir misiniz?Ne para istenir ne pul.Tek bir dua vardır “Allah şifa versin,Allah düşmanımı bile hastaneye düşürmesin” şeklinde.Düşünün ki hastalık nasıl bir illettir ki düşmana bile dua ettiriyor.Hastane demek hikaye demekti.Her bir hasta ayrı bir hikayeydi.İlk oda arkadaşım 80. Yaşındaki Mualla Teyzeydi.Nam-ı diyar “Bayan kahkaha”.Daha önceden bir kez kanseri yenmiş iki zengin oğlu vardı kendisine yeterince ilgi göstermediklerini düşündüğüm…Ama Mualla teyze kırmızı rujunu sürüp, pembe pijamalarıyla inadına kahkaha atıyordu.Sanki dertlerini gülümsemesiyle alt ediyordu.O kadar neşeliydi ki onun gördükten sonra kendimi yaşlı hissetmeye başladım sanki ben 80 yaşındaydım o 19 du.İkinci oda arkadaşımın ismini hatırlamıyorum.30 lu yaşlarında bir ablaydı. 9 yaşından beri kalp hastasıymış ve hastanelerde yatıyormuş.Sırtı biraz kamburlaşmış yatmaktan.Ona çok üzülmüştüm.Babam bana çikolatalı gofret getirmişti.Ona da ikram etmiştim. Çok sevinmişti çocuk gibi.Sonraki zamanlarda o gofretlerden hiç yemedim hepsini ona verdim. Nasıl mutlu oluyordu.Bir hastayı mutlu etmeniz o kadar zor değildir.O kendini küçücük bir şeyle bile avutmaya hazırdır zaten.Sonra bir hasta daha geldi onunla pek barışmadı yıldızlarım.Ben de çok sevdiğim Neşe ablamın yanına geçmişti.Neşe abla 36 yaşındaydı. Annesi Alzheimer hastasıymış.Kalbinde delik vardı.Hiç evlenmemişti ama nişanlıydı o dönem.Nişanlısı aradığında hastanenin en ucuna giderdi Onun bu utangaç hallerine gülerdik hep. Sonradan öğrendim ki hastalığından dolayı nişanlısıyla ayrılmış.Hastaneden taburcu olduğumda Mualla teyzeyi de aramıştım ama ne yazık ki bunamış beni tanıyamamıştı.Bir de oda arkadaşım olmayan Gül ablacığım vardı.Kalp nakli bekliyordu.Hep dua ediyordu Allah onu çocuklarına bağışlasın diye.Ben sarmayı çok sevdiğimi söylemiştim. Benden önce taburcu olmuştu.Sonra bir gün bir kutu getirdi birisi. Meğer bana sarma sarmış göndermiş canım Gül ablam.
Neyse 21 gün geçti gitti.Hastane hayatı çok şey katıyor hayatınıza.Ben hastayken istediğim tek bir şey vardı.Tahmin etmesi zor değil.Sadece iyileşmek istiyordum.Ağrılarımdan kurtulmak ve normal insanlar gibi olmak.Belki size basit gelebiliyor olabilir ama bu bir rahatsızlığı olanlar için sağlıklı olmak ulaşılmaşı zor bir şeymiş gibi gözüküyor .İyileşeyim başka bir şey istemiyorum diyordum ..Ama devamlı kan tahlillerimde bir sorun çıkıyordu. Kan değerlerim düşük trombosit değerlerim yüksek..Doktor bir sonuçlara bakıyordu bir yüzüme.Bağdaştıramıyordu belli ki..
Hastane boyunca bana eşlik eden bir tanıdık doktor abim vardı.Bozulan psikolojimi düzeltmeye çalışıyordu.Devamlı bir sorun çıkınca tahlillerimde agresifleşmeye başlamıştım.Çok sevdiğim üniversite eğitimime devam etmek istiyordum. Hastanede kaldıkça derslerim geri kalıyordu.Doktoruma yalvarıyordum beni taburcu etmesi için ve en sonunda doktor ısrarlarıma dayanamadı.Birkaç tomografi kalmıştı ama onları da dışarıdan devam edecektim.Beni yanına çağırdı.Şunları şunları yapacaksın. Seda ,sende lenfoma şüphesi var ama inşallah değilsindir dedi.O kadar mutluydum ki taburcu oluyorum diye hiç umursamadım .Lenfoma ne diye sormadım bile.
Lenfoma bir tür lenf kanseriymiş meğer. Sonra biraz araştırdım.Her şeye endişelenen ben ilk defa kansersem mücadele etmeye karar verdim.Bir hafta sonra tanıdığımız olan abiye teşekkür ziyareti yapacaktım hem de Neşe ablama uğrayacaktım.Neşe ablayı çok özlemiştim.Dostlukları da kalpten oluyor hastanede..Doktor abinin yanına gittim. Onunla o akşamki konuşmamızı unutamıyorum.Lenfoma olabilirmişim dedim.Biliyorum dedi.Peki neden söylemedin dedim.Seni daha fazla üzmekten başka bir işe yaramazdı dedi.Eğer teşhis konulursa nasıl olacak dedim. Kemoterapi göreceksin ,genç olduğun için kurtulma ihtimalin çok yüksek dedi.Saçlarım dökülecek mi dedim evet dedi.Hepsi mi diye soruyordum hala bir umut.İşte bu birinci darbeydi.Dedim okulu dondururum. Tedavimi olurum. Tedavi masrafları da oldukça yüksekti.Bu da gelen ikinci darbeydi.Hala elimde tuttuğum Gülleri öyle sıkmıştım ki dikenler kanattı elimi.
Ama sonrası korktuğum gibi olmadı..Sonuçlarım çıkmıştı.Lenf kanseri değildim.Neden hasta olduğumu bulamadılar ama önemli değildi.Saçlarım dökülmeyecek,okuluma devam edebilecektim.
Her işte bir hayır var denir ya…bir hastalık ihtimalinin bile size öğreteceği çok şey var aslında .Hastalığım benim şükür sebebim oldu.Yine de bazen yeterince şükrettiğimi düşünmüyorum.Hala her şeyi kafaya takıyorum mesela. Bir şeye çok sıkıldığımda iç sesim der ki hani sağlıktan başka bir şey istemeyecektin.O anda ağrıların bana yaşattığı çaresizlik geliyor aklıma ve gerçekler tokat gibi vuruyor yüzüme…kzıyorum kendime…
Tekrar tekrar aynı şeyleri söylemek istemiyorum.Ama sağlığınız dünyada size bahşedilen en büyük hazine.Onu yitirmeden değerini bilin..İyi hissettiğiniz sürece her şeye yetecek gücünüz var demektir…İstediğiniz bu yıl olmaz diğer yıl..borcunuz olur çalışmaya gücünüz varsa ödenir gider..Sınava mı gireceksiniz iyi hissediyorsanız çalışırsınız olur gider.O yüzden klişe bir laf olsa da “sağlık olsun”cümlesi çok manidar aslında.Hele ki benim yaşadıklarımı yaşayan biri için bu cümlenin her kelimesinin yaşanmışlığı var.Ama şükür ki iyileştim,Gece gündüz çalıştım tek bir dersten bile kalmadan vizelerimi de geçtim finallerimi de. Bölümümden de mezun oldum.Sağlık varsa güç de var umut da.
Çok konuşmayı değil de çok yazmayı severim.Yine çok yazdım.Anlatmak istediklerim anlaşılır mı bilmem ama ben bu hikayede herkese bir tutam ders olduğunu düşünüyorum. Yazımı çok sevdiğim yazar olan Hikmet Anıl Öztekin'in ben bu yazıyı yazarken gördüğüm sözleriyle sonlandırmak istiyorum.
Nefes aldığına şükret, verdiğine de şükret. Rabbim bedenimizden sağlığı, dilimizden şükrü eksik etmesin her daim.







Yolun açık olsun. Kalemin hep bu yazın gibi akıcı olsun. başarılar.
YanıtlaSilTeşekkür ederim hocam iyi dilekleriniz için..Umarım sizin gibi hakkını veririm yazdıklarımın...
Silyüreğe dokunuyor :(
YanıtlaSil